İnstagram
Telefon
WhatsApp
İletişim Bilgileri

Dopamin ve Sosyal Medya: Neden Bir Beğeni Daha İstiyoruz?

  • Anasayfa
  • BLOG
  • Dopamin ve Sosyal Medya: Neden Bir Beğeni Daha İstiyoruz?
Dopamin ve Sosyal Medya: Neden Bir Beğeni Daha İstiyoruz?

Dopamin ve Sosyal Medya: Neden Bir Beğeni Daha İstiyoruz?

Sosyal Medya Neden Bizi Kendine Çekiyor? Dopamin, Dikkat ve Duygusal Kaçınma

Telefonu neden açtığınızı hiç unuttuğunuz oldu mu?

Bir mesaja bakmak için elinize alırsınız. Birkaç dakika sonra kendinizi videolar arasında gezinirken bulursunuz. Ortada bilinçli verilmiş bir “Şimdi yarım saat sosyal medyada kalacağım” kararı yoktur. Buna rağmen dikkatiniz oraya çekilmiş, zaman geçmiş ve zihniniz başka bir akışın içine girmiştir.

Sosyal medya kullanımını konuşurken meseleyi çoğu zaman “dopamin bağımlılığı” gibi oldukça basitleştirilmiş açıklamalara indiriyoruz. Oysa klinik açıdan daha önemli sorular vardır:

Neden bazı insanlar telefonu diğerlerinden çok daha sık kontrol eder? Neden sosyal medya kimi zaman rahatlatırken kimi zaman yetersizlik, huzursuzluk ve zihinsel yorgunluk yaratır? Ve neden kullanmayı azaltmaya karar verdiğimiz hâlde elimiz yeniden telefona gider?

Bu soruların cevabı tek bir beyin kimyasalında değil; dikkat, öğrenme, duygusal düzenleme, sosyal karşılaştırma ve benlik algısının birbiriyle kurduğu ilişkide aranmalıdır.


Dikkatimizi Verdiğimiz Şey, Deneyimimizi de Şekillendirir

Psikolojinin kurucu isimlerinden William James, 1890 yılında yayımlanan The Principles of Psychology adlı eserinde dikkat üzerine çok çarpıcı bir cümle kurar:

“Deneyimim, dikkat etmeyi kabul ettiğim şeydir.” — William James

James’in söylediği şey bugün sosyal medya çağında belki de kendi döneminden daha anlamlı.

Çünkü dikkat yalnızca bir yere bakmak değildir. Zihnin neyi işleyeceğini, neyi hatırlayacağını, neyi önemli kabul edeceğini ve zamanla dünyayı nasıl algılayacağını da belirler.

Günün önemli bir bölümünde dikkatimizi başkalarının bedenlerine, ilişkilerine, başarılarına, seyahatlerine, fikirlerine ve hayatlarından seçilmiş görüntülere yönelttiğimizde yalnızca zaman harcamış olmayız. Zihnimize sürekli olarak neyin önemli olduğuna ilişkin malzeme de sunmuş oluruz.

Bu yüzden sosyal medya meselesini ekran süresinden ibaret görmek eksik kalır.

Asıl mesele bazen dikkatimizin gün boyunca ne tarafından yönetildiğidir.


Dopamin “Mutluluk Hormonu” Değildir

Sosyal medya üzerine konuşurken dopamin kelimesi neredeyse kaçınılmaz biçimde karşımıza çıkıyor. Ancak popüler psikolojide dopamin çoğu zaman olduğundan daha basit anlatılıyor.

Dopamin, “mutlu olduğumuzda salgılanan kimyasal” şeklinde düşünülmemelidir. Beynin motivasyon, öğrenme, ödül beklentisi ve davranışın tekrar edilmesiyle ilişkili süreçlerinde rol oynayan nörotransmiterlerden biridir.

Buradaki önemli kavram beklentidir.

Sosyal medya uygulamasını açtığımızda karşımıza ne çıkacağını tam olarak bilmiyoruz. Bazen ilgimizi çeken bir içerikle karşılaşıyoruz, bazen beklediğimiz bir mesaj geliyor, bazen paylaşımımız ilgi görüyor, bazen de hiçbir şey olmuyor.

Tam da bu belirsizlik davranışı güçlü hâle getirebilir.

Davranış biliminde, bir davranışın her seferinde aynı sonucu vermemesi fakat zaman zaman ödüllendirici bir sonuç üretmesi, davranışın devamlılığını artırabilen bir pekiştirme biçimidir.

Bu nedenle telefonun sürekli kontrol edilmesini yalnızca “haz aramak” şeklinde okumak doğru değildir.

Çoğu zaman bizi tekrar ekrana götüren şey hazdan önce gelen olasılık duygusudur:

“Belki yeni bir şey vardır.”

Bir bildirim olmadığı hâlde telefonu kontrol etmemiz de bu öğrenilmiş beklentiyle ilişkili olabilir.


Telefon Bazen Bir Duygu Düzenleme Aracına Dönüşür

Klinik görüşmede bir kişinin sosyal medya kullanımını değerlendirirken ilk dikkat edeceğim şeylerden biri, kaç saat kullandığından önce hangi anlarda kullandığıdır.

Çünkü aynı kullanım süresi iki insan için tamamen farklı psikolojik anlamlara sahip olabilir.

Kişi sosyal medyaya gerçekten keyif aldığı için girebilir. Ancak bazen telefon, rahatsız edici bir içsel durumla karşılaşıldığında otomatik olarak kullanılan bir düzenleme aracına dönüşebilir.

Kaygı yükseldiğinde dikkat başka yere çevrilir. Yapılması gereken bir iş zorlayıcı geldiğinde kısa süreli bir kaçış alanı oluşur. Yalnızlık hissedildiğinde başkalarıyla dolu bir dünyaya girilir. Zihin sessiz kaldığında ortaya çıkabilecek düşünceler birkaç saniye içinde yeni bir uyaranla bastırılır.

Bu noktada davranışın işlevi değişmiştir.

Kişi artık sosyal medyayı yalnızca kullanmıyordur; sosyal medya aynı zamanda bir duygudan uzaklaşmanın yolu hâline gelmiştir.

Psikolojide buna benzer süreçleri değerlendirirken “deneyimsel kaçınma” kavramından da söz ederiz. Kişi rahatsız edici düşünce veya duygularını doğrudan ortadan kaldıramadığı için onlardan uzaklaşmasını sağlayan davranışlara yönelir.

Telefon bunu son derece hızlı sağlar.

Sorun şu ki kısa vadede rahatlama sağlayan bir davranış, uzun vadede kişinin o duyguyla karşılaşma ve onu düzenleme becerisini geliştirmesine engel olabilir.

Dolayısıyla bazen önemli soru “Neden telefonumu bırakamıyorum?” değildir.

“Telefonu elime aldığım anda hangi duygudan uzaklaşıyorum?” sorusu çok daha açıklayıcı olabilir.


Beğenilme İhtiyacından Benlik Değerine

Sosyal medya bize yalnızca içerik sunmuyor; aynı zamanda sürekli geri bildirim de veriyor.

Paylaşımlarımıza verilen tepkiler sayılara dönüşüyor. Kaç kişinin gördüğünü, kaç kişinin beğendiğini, kimlerin yanıt verdiğini anında öğreniyoruz.

İnsanların sosyal onaya önem vermesinde patolojik bir taraf yoktur. Kabul görmek, bir gruba ait olmak ve başkalarının bizi nasıl değerlendirdiğini önemsemek insan psikolojisinin oldukça temel parçalarıdır.

Ancak klinik açıdan dikkat edilmesi gereken nokta, dışarıdan gelen değerlendirmenin kişinin benlik değerini ne ölçüde belirlemeye başladığıdır.

Bir paylaşım beklenen ilgiyi görmediğinde yaşanan duygu her zaman “Gönderim az beğenildi” kadar basit değildir.

Bazı kişilerde bunun altında çok daha kişisel bir yorum oluşabilir:

“Yeterince ilgi çekici değilim.”

Başkalarının görünür başarılarıyla sık karşılaşmak da benzer biçimde kişinin kendi yaşamını değerlendirme ölçütlerini değiştirebilir.

Burada sosyal karşılaştırmanın önemli bir özelliğini gözden kaçırıyoruz: Kendi hayatımızı içeriden, başkalarının hayatını ise çoğunlukla seçilmiş ve düzenlenmiş görüntüler üzerinden biliyoruz.

Bu nedenle yapılan karşılaştırma başlangıçtan itibaren eşit değildir.

Zihin bunu her zaman hesaba katmaz.

Uzun süre tekrarlandığında, özellikle benlik değeri zaten kırılgan olan kişilerde, sosyal medya kişinin kendisine ilişkin değerlendirmelerini besleyen güçlü bir çevresel faktöre dönüşebilir.


Sürekli Uyarılmak ile İyi Hissetmek Aynı Şey Değildir

Sosyal medyada uzun süre geçirdikten sonra ortaya çıkan tuhaf bir durum vardır.

Kişi sıkılmamıştır ama dinlenmiş de hissetmez.

Çok fazla içerik tüketmiştir fakat zihninde anlamlı bir bütün oluşmamıştır.

Bunun önemli nedenlerinden biri dikkatin sürekli yer değiştirmesidir.

Zihin birkaç saniye içinde birbirinden tamamen farklı yüzler, hikâyeler, haberler, duygular ve bilgiler arasında geçiş yapmak zorunda kalır. Bir içeriğin yarattığı duygu henüz işlenmeden yenisi gelir.

Böyle bir ortam beynin dikkat sistemini sürekli yeni uyarana yöneltir.

Bu nedenle yoğun sosyal medya kullanımından sonra bazı kişiler kendilerini hem uyarılmış hem de zihinsel olarak tükenmiş hissedebilirler.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Odaklanma problemi, yorgunluk veya motivasyon kaybı yaşayan herkesin sorununun sosyal medya olduğunu söylemek klinik açıdan doğru değildir. Bu belirtilerin çok farklı psikolojik ve tıbbi nedenleri olabilir.

Ancak kişinin günlük işlevselliğiyle birlikte değerlendirdiğimizde sosyal medya kullanım biçimi tablonun önemli parçalarından biri olabilir.


Sessizliğe Tahammülümüz Neden Azalıyor?

Belki de sosyal medyanın psikolojik etkilerinden biri hakkında yeterince konuşmuyoruz:

Boşlukların ortadan kalkması.

İnsan zihninin gün içinde herhangi bir uyaran olmadan kaldığı süre giderek azalıyor.

Beklediğimizde, sıkıldığımızda, uykuya geçmeden önce veya birkaç dakikalık boşluk bulduğumuzda zihnin kendi akışına dönmesine fırsat vermeden yeni bir içerik açabiliyoruz.

Oysa psikolojik işlemleme çoğu zaman bu boşluklarda gerçekleşir.

Bir konuşmayı düşünürüz. Gün içinde yaşadığımız bir duyguyu fark ederiz. Geleceğe dair bir senaryo kurarız. Bazen canımız sıkılır. Bazen huzursuz oluruz. Bazen de hiçbir şey yapmadan dururuz.

Bunların hepsi zihinsel yaşamın doğal parçalarıdır.

Her rahatsızlık anında yeni bir uyarana yönelmek zaman içinde kişinin içsel deneyimlerine karşı toleransını azaltabilir.

Bu nedenle sosyal medya kullanımındaki önemli göstergelerden biri yalnızca “Ne kadar kullanıyorum?” değil, “Kullanmadığımda ne oluyor?” sorusudur.

Telefon yanımızda olmadığında ortaya çıkan huzursuzluk, sık sık kontrol etme ihtiyacı, bir işe uzun süre dikkat vermekte zorlanma veya hiçbir uyaran olmadan kalamama hissi üzerinde durulması gereken noktalardır.


Peki Sağlıklı Kullanım Nedir?

Sağlıklı sosyal medya kullanımını belirleyen tek bir saat sınırı yoktur.

Bir kişinin iki saatlik kullanımı işlevselliğini bozmazken başka bir kişinin daha kısa kullanımı yoğun sosyal karşılaştırma, erteleme veya duygusal kaçınmayla ilişkili olabilir.

Bu nedenle kendimize koyacağımız katı yasaklardan önce kullanımın işlevine bakmak daha anlamlıdır.

Telefonu elinize aldığınız anları birkaç gün boyunca gözlemleyin.

Kullanmadan hemen önce hangi duygunun ortaya çıktığını, uygulamadan çıktıktan sonra ruh hâlinizin nasıl değiştiğini ve sosyal medyanın gün içinde yapmak istediğiniz şeylerin önüne geçip geçmediğini fark etmeye çalışın.

Özellikle şu ayrım önemlidir:

Ben sosyal medyayı mı kullanıyorum, yoksa bazı duygularımı yönetebilmek için sosyal medyaya mı ihtiyaç duyuyorum?

İkinci durum giderek belirginleşiyorsa mesele ekran süresinin ötesine geçmiş olabilir.


Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner’den Not

Sosyal medyanın kendisini “iyi” ya da “kötü” olarak tanımlamayı klinik açıdan çok anlamlı bulmuyorum.

Bir davranışı değerlendirirken onun kişiye ne yaptığından önce, kişi için ne işe yaradığını anlamaya çalışırız.

Telefon bazen iletişimdir, eğlencedir, meraktır.

Bazen de yalnız kalmamanın, kaygıyı bir süre hissetmemenin, yetersizlik duygusundan uzaklaşmanın veya zihni susturmanın hızlı bir yoludur.

Ve tam da bu nedenle sosyal medya kullanımını değiştirmek isteyen birine ilk önerim “telefonunu bırak” olmaz.

Önce davranışın öncesine bakmasını isterim.

Çünkü telefon çoğu zaman hikâyenin başladığı yer değildir.

Kendinizi bir kez daha düşünmeden ekranı açarken yakaladığınızda şu soruyu deneyebilirsiniz:

“Telefonu açmadan birkaç saniye önce bende ne oldu?”

Belki sıkıldınız.

Belki kaygılandınız.

Belki bir işi yapmak istemediniz.

Belki de hiçbir şey olmamasına tahammül etmek birkaç saniyeliğine zor geldi.

Cevap ne olursa olsun, onu fark etmek değerlidir.

Çünkü psikolojik değişim çoğu zaman davranışı zorla durdurduğumuz yerde değil, o davranışın bizim için neyi düzenlediğini anlamaya başladığımız yerde ortaya çıkar.

Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner