İnstagram
Telefon
WhatsApp
İletişim Bilgileri

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Tehlike Geçtiğinde Zihin Neden Hâlâ Tetikte Kalır?

  • Anasayfa
  • BLOG
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Tehlike Geçtiğinde Zihin Neden Hâlâ Tetikte Kalır?
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Tehlike Geçtiğinde Zihin Neden Hâlâ Tetikte Kalır?

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Tehlike Geçtiğinde Zihin Neden Hâlâ Tetikte Kalır?

Bazı olaylar yaşanır ve geride kalır.

Bazılarıysa takvimde geçmişte kalmasına rağmen kişinin iç dünyasında sona ermez.

Kaza, afet, şiddet, istismar, saldırı, ani kayıp ya da kişinin kendisinin veya bir başkasının yaşamını tehdit altında hissettiği deneyimlerin ardından hayat dışarıdan yeniden normale dönmüş olabilir. Tehlike ortadan kalkmıştır. Kişi evine dönmüş, günlük hayatına devam etmiş, işe başlamış olabilir.

Ama zihnin ve bedenin bir bölümü hâlâ aynı yerde kalmış gibidir.

Gece duyulan küçük bir sesle irkilmek, belirli bir kokuyla bir anda geçmişteki ana dönmek, olayın yaşandığı yere yaklaşamamak, sürekli çevreyi kontrol etmek, uykuya dalamamak ya da “Her şey bitti ama ben neden hâlâ böyleyim?” diye düşünmek…

Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nu anlamanın önemli noktalarından biri tam burada başlar:

Olayın sona ermesiyle, kişinin tehlike hissinin sona ermesi her zaman aynı anda gerçekleşmez.


Travma, Yaşanan Olaydan Daha Fazlasıdır

Gündelik dilde “travma” sözcüğünü bizi üzen veya zorlayan pek çok deneyim için kullanabiliyoruz. Klinik açıdan ise travmatik yaşantı daha özgül bir anlam taşır.

Kişinin yaşamını, bedensel bütünlüğünü veya güvenliğini ciddi biçimde tehdit eden; yoğun korku, çaresizlik ve dehşetle ilişkili olabilen deneyimler sonrasında çeşitli psikolojik tepkiler ortaya çıkabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır:

Travmatik bir olay yaşamak, mutlaka Travma Sonrası Stres Bozukluğu gelişeceği anlamına gelmez.

İnsanların travmaya verdikleri tepkiler birbirinden farklıdır. Birçok kişide olayın ardından bir süre yoğun korku, uyku sorunları, huzursuzluk veya olayın zihne tekrar tekrar gelmesi görülebilir ve bu tepkiler zaman içinde azalabilir. Bazı kişilerde ise belirtiler devam eder, kişinin ilişkilerini, iş yaşamını veya günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkilemeye başlar.

Bu nedenle travmanın psikolojik etkisini yalnızca “Ne yaşandı?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değildir.

Kişinin yaşananı nasıl deneyimlediği ve sonrasında psikolojik sisteminin bu deneyimi nasıl işlemlediği de önemlidir.


Travmatik Anı Neden Diğer Anılardan Farklı Hissedilebilir?

Normal koşullarda geçmişte yaşadığımız bir olayı hatırladığımızda, onun geçmişte olduğunu biliriz.

“Bu olmuştu.”

diyebiliriz.

Travmatik yaşantılarda ise bazı anılar bu kadar düzenli biçimde geçmişe yerleşmeyebilir.

Kişi olayla ilişkili bir ses, görüntü, koku, kişi veya durumla karşılaştığında yalnızca geçmişi hatırlıyor gibi hissetmeyebilir. Bazen bedensel ve duygusal tepki, tehlike yeniden yaşanıyormuşçasına güçlü olabilir.

Kalp hızlanabilir, kaslar gerilebilir, yoğun korku ortaya çıkabilir. Kişi bulunduğu ortamın güvenli olduğunu biliyor olsa bile bedeni buna aynı hızda ikna olmayabilir.

TSSB’de görülebilen istem dışı anılar, kabuslar ve flashbackler bu yeniden yaşantılama örüntüsünün parçalarıdır.

Burada kişinin “geçmişi düşünmeyi bırakması” kadar basit bir mesele yoktur.

Çünkü travmatik anı bazen yalnızca düşüncede değil, duygusal ve bedensel tepki sistemlerinde de yeniden etkinleşebilir.


“Tehlike Geçti” Bilgisi Bazen Yetmez

Travmanın ardından ortaya çıkabilecek önemli değişimlerden biri, kişinin dünyayı algılama biçimidir.

Daha önce sıradan olan bir ortam artık tehdit edici hissedilebilir. Küçük bir ses irkilmeye neden olabilir. İnsanların niyetleri konusunda daha şüpheci olunabilir. Kapılar kontrol edilebilir, çevre sürekli gözlemlenebilir veya beklenmedik bir şey olacakmış gibi tetikte kalınabilir.

Klinik olarak buna aşırı uyarılmışlık belirtileri eşlik edebilir.

Kişi kolay irkilebilir, uyku güçlüğü yaşayabilir, dikkatini toplamakta zorlanabilir, gergin veya huzursuz hissedebilir ve zaman zaman öfke tepkilerinin arttığını fark edebilir.

Bunları yalnızca “fazla düşünmek” veya “kendini rahat bırakamamak” şeklinde değerlendirmek kişiye haksızlık olur.

Bir tehlikenin ardından zihnin ve bedenin tetikte olması başlangıçta koruyucu bir işlev taşır.

Sorun, gerçek tehlike sona erdiğinde bu alarm sisteminin eski düzeyine dönememesidir.

Kişi güvenli bir yerde olabilir ama içsel sistem hâlâ şu ihtimale hazırlanıyordur:

“Ya tekrar olursa?”


Kaçınmak Neden Rahatlatır, Ama Sorunu Büyütebilir?

Travmatik bir deneyimin ardından kişide yaşanan olayı hatırlatan şeylerden uzak durma isteği gelişebilir.

Bazen belirli bir yere gidilmez, belirli insanlarla görüşülmez, olay hakkında konuşulmaz veya zihne gelen anı hemen başka bir düşünceyle bastırılmaya çalışılır.

Bu davranışların anlaşılır bir nedeni vardır:

Hatırlamak acı verir.

Kaçınmak ise kısa süreli rahatlama sağlar.

Ancak psikolojik açıdan burada önemli bir paradoks ortaya çıkar.

Kişi travmayı hatırlatan durumlarla hiçbir zaman karşılaşmadığında, zihnin “Artık güvendeyim” bilgisini öğrenmesi de zorlaşabilir.

Örneğin ciddi bir trafik kazasının ardından araç kullanmaktan tamamen kaçınan bir kişi, araçtan uzak durduğu sürece kaygısının azaldığını fark edebilir. Böylece zihin şu bağlantıyı kurabilir:

“Arabaya binmezsem güvendeyim.”

Kısa vadede rahatlatıcı olan kaçınma, zamanla tehlikenin olduğundan daha büyük algılanmasını sürdürebilir.

Bu nedenle travma tedavisinde amaç kişiyi istemediği bir deneyimle zorla yüzleştirmek değildir. Güvenli ve kontrollü bir terapötik süreç içinde, kişinin travmatik yaşantıyla kurduğu ilişkinin yeniden düzenlenmesine yardımcı olmaktır.


Travma Sadece Korku Bırakmaz

Travmayı yalnızca korkuyla ilişkilendirmek de eksik olur.

Travmatik bir olay sonrasında kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünya hakkındaki temel kabulleri değişebilir.

“Dünya güvenli bir yer değildir.”

“İnsanlara güvenmemeliyim.”

“Daha dikkatli olsaydım bunlar olmazdı.”

“Bunu engelleyebilmeliydim.”

gibi düşünceler ortaya çıkabilir.

Özellikle suçluluk ve utanç travma sonrasında oldukça ağır bir psikolojik yük hâline gelebilir.

Kişi olayın gerçek sorumluluğu kendisine ait olmadığı hâlde zihninde tekrar tekrar başka ihtimaller üretebilir:

“Keşke oraya gitmeseydim.”

“Keşke daha erken fark etseydim.”

“Keşke karşı koyabilseydim.”

Bu “keşke”ler bazen zihnin yaşanan olay üzerinde sonradan bir kontrol duygusu kurma girişimi olarak da düşünülebilir.

Çünkü “Ben farklı davransaydım bunu engelleyebilirdim” düşüncesi çok acı verici olsa da başka bir gerçekle yüzleşmekten psikolojik olarak daha katlanılabilir gelebilir:

Bazı şeyler gerçekten bizim kontrolümüz dışında gerçekleşebilir.


Neden Bazı İnsanlar Travma Sonrasında Kendilerini Uzaklaşmış Hisseder?

Travma sonrasında herkes sürekli kaygılı veya korkmuş görünmez.

Bazı kişiler tam tersine hiçbir şey hissetmediklerini anlatırlar.

Eskiden keyif aldıkları şeyler anlamsızlaşabilir. Yakın oldukları insanlarla aralarında görünmez bir mesafe oluşmuş gibi hissedebilirler. Olay hakkında konuşurken sanki başkasının başına gelmiş bir olayı anlatıyormuş gibi hissedebilirler.

Bu nedenle travmayı yalnızca “çok fazla hissetmek” üzerinden düşünemeyiz.

Bazen travmanın etkisi hissetmemeye çalışmakta ortaya çıkar.

Duygusal uyuşma ve çevreden kopukluk hissi, kişinin dayanması zor duygular karşısında geliştirdiği psikolojik bir korunma biçimi olabilir.

Ancak koruyan mekanizmaların bedeli de vardır.

Acıya karşı kapanırken kişi sevince, yakınlığa ve güven duygusuna karşı da uzaklaşmış hissedebilir.


Travma Güven Duygusunu Nasıl Değiştirir?

Travma alanının önemli isimlerinden psikiyatrist Judith Herman, travmanın temel deneyimlerinden ikisini güçsüzleşme ve başkalarından kopuş olarak tanımlar.

Herman’ın travmadan iyileşme üzerine önemli bir cümlesi vardır:

“İyileşme ancak ilişkiler bağlamında gerçekleşebilir; izolasyon içinde gerçekleşemez.” — Judith Herman

Herman’ın yaklaşımında iyileşmenin temel meselelerinden biri, kişinin travma sırasında kaybettiği güç, kontrol ve ilişki kurabilme hissini yeniden inşa etmesidir.

Bu özellikle önemlidir.

Çünkü travmanın yarattığı hasar her zaman yalnızca olayın hatırasında değildir.

Kişinin kendisine ilişkin güveni, diğer insanlara duyduğu güven, kendi sınırlarını koruyabileceğine dair inancı ve dünyanın belirli ölçüde öngörülebilir olduğu hissi de zarar görebilir.

Bu nedenle terapi yalnızca travmatik olayı tekrar tekrar anlatılan bir yer değildir.

Terapötik ilişkinin kendisi de kişinin kontrolünü, sınırlarını ve güven duygusunu yeniden deneyimleyebileceği bir alan olmalıdır.


“Unutmak” İyileşmek Değildir

Travmatik bir yaşantı sonrasında kişiler bazen kendilerine şu hedefi koyarlar:

“Bunu tamamen unutmak istiyorum.”

Bu istek son derece anlaşılırdır.

Ancak psikoterapide travmayla çalışmanın amacı hafızadan bir olayı silmek değildir.

Yaşanan şey kişinin yaşam öyküsünün bir parçasıdır.

Ama yaşam öyküsünün bir parçası olmasıyla, bugünü yönetmeye devam etmesi aynı şey değildir.

İyileşme, hatırladığınızda hiçbir şey hissetmemek anlamına da gelmez.

Daha çok, geçmişte yaşanan bir olayın bugün ortaya çıktığında zihnin ve bedenin onu bugün gerçekleşen bir tehlike gibi yaşamak zorunda kalmamasıyla ilgilidir.

Olay unutulmaz.

Ama zamanla ait olduğu yere, geçmişe yerleşebilir.


TSSB Belirtileri Nasıl Görünebilir?

Travma Sonrası Stres Bozukluğu her insanda aynı biçimde ortaya çıkmaz. Klinik değerlendirmede yeniden yaşantılama, travmayla ilişkili uyaranlardan kaçınma, duygu ve düşüncelerde olumsuz değişiklikler ile artmış uyarılmışlık ve tepkisellik gibi belirti kümeleri dikkate alınır.

Ancak günlük hayatta kişi bunları tanısal isimlerle yaşamaz.

“Eskiden böyle değildim.”

“En küçük seste irkiliyorum.”

“Gece uyuyamıyorum.”

“Oraya gidemiyorum.”

“Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum.”

“Kimseye güvenemiyorum.”

“Bazen hiçbir şey hissetmiyorum.”

gibi ifadelerle anlatabilir.

Bu belirtilerden bazılarını yaşamak tek başına TSSB tanısı anlamına gelmez. Travma sonrasında ortaya çıkan tepkilerin niteliği, süresi, şiddeti ve kişinin günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği bir ruh sağlığı uzmanı tarafından birlikte değerlendirilmelidir.


Travmadan Sonra Yardım Almak Ne Zaman Önemlidir?

Travmatik bir olayın hemen ardından zorlanmak olağandışı değildir.

Ancak belirtiler zaman içinde azalmıyor, kişinin uyku düzenini, ilişkilerini, çalışma yaşamını, günlük işlevselliğini veya kendisini güvende hissetme kapasitesini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Özellikle travmatik anıların kontrol edilememesi, yoğun kaçınma, sürekli alarm hâli, belirgin sosyal geri çekilme veya günlük yaşamın giderek daralması durumunda bu belirtilerin “zamanla kendiliğinden geçmesini” beklemek zorlayıcı süreci uzatabilir.

Terapi kişinin yaşadıklarını unutmasını sağlamaz.

Ama o yaşantının bugünkü hayat üzerindeki hâkimiyetinin azalmasına yardımcı olabilir.


Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner’den Not

Travma sonrasında insanların kendilerine söylediği en ağır cümlelerden biri bazen şudur:

“Olay bitti. Ben neden hâlâ atlatamadım?”

Buradaki “hâlâ” kelimesine özellikle dikkat ederim.

Çünkü kişi çoğu zaman iyileşmesi gereken bir sürenin geçtiğini ve artık böyle hissetmemesi gerektiğini düşünmeye başlamıştır.

Oysa psikolojik iyileşmenin herkes için geçerli bir takvimi yoktur.

Travmanın üzerinden aylar veya yıllar geçmiş olması, kişinin onu psikolojik olarak bütünüyle geride bırakmış olması anlamına gelmez.

Bazen insan yaşadığı şeyi çok iyi anlatabilir ama hâlâ bedeninde taşır.

Bazen hatırlamadığını söyler ama hayatını o olaydan kaçınacak şekilde düzenlemeye devam eder.

Bazen de “Ben iyiyim” derken aslında uzun zamandır yalnızca tetikte yaşamaya alışmıştır.

Bu nedenle travmayla çalışırken ilk sorunun “Bunu nasıl unuturuz?” olması gerektiğini düşünmüyorum.

Daha önemli bir soru var:

“Yaşanan şey bugün hayatınızın ne kadarını yönetmeye devam ediyor?”

Travmayı değiştiremeyiz.

Ama travmanın kişinin bugününü ve geleceğini belirleme gücü değişebilir.

Ve bazen iyileşmenin başladığı yer de tam olarak burasıdır.

Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner


Bilgilendirme Notu

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan açıklamalar tıbbi veya psikolojik tanı, kişiye özel değerlendirme ya da tedavi önerisi niteliğinde değildir ve bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılacak klinik değerlendirmenin yerini tutmaz. Kendinizde benzer belirtiler gözlemlemeniz, tek başına Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı aldığınız anlamına gelmez. Belirtileriniz günlük yaşamınızı etkiliyorsa uygun bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.