Yeme Bozuklukları: Yemekle İlgili Görünen Ama Yemekten Daha Fazlasını Anlatan Bir Mücadele
Yeme bozuklukları denildiğinde zihnimizde çoğu zaman yemek yemeyen, çok zayıf veya sürekli kilo vermeye çalışan bir insan canlanır.
Oysa yeme bozukluklarının görünümü bundan çok daha çeşitlidir.
Kişi dışarıdan “normal” kabul edilen bir bedene sahip olabilir. Düzenli yemek yiyor gibi görünebilir. Hatta çevresindeki hiç kimse uzun süre bir sorun olduğunu fark etmeyebilir.
Ama gününün önemli bir kısmı ne yediğini düşünmekle, yediklerinden dolayı suçluluk hissetmekle, bedenini kontrol etmekle veya bir sonraki öğünde ne yapacağını hesaplamakla geçiyor olabilir.
Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca yemek miktarı veya kilo üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Asıl mesele çoğu zaman kişinin yemekle, bedeniyle ve kendisiyle kurduğu ilişkinin giderek daralmasıdır.
Psikoterapist Susie Orbach, bedenle kurduğumuz ilişkinin modern dünyada nasıl değiştiğini anlatırken şöyle söyler:
“Beden artık sabit bir yer gibi deneyimlenmiyor.” — Susie Orbach
Orbach’ın işaret ettiği nokta önemli. Beden, yaşadığımız ve deneyimlediğimiz bir yer olmaktan çıkıp sürekli kontrol edilmesi, düzeltilmesi ve değerlendirilmesi gereken bir projeye dönüştüğünde yemek de giderek nötr bir ihtiyaç olmaktan uzaklaşabilir.
Mesele Gerçekten Yemek mi?
Yeme bozukluklarında yemek görünür taraftır.
Ne yenildiği, ne kadar yenildiği, hangi yiyeceklerden kaçınıldığı veya beden ağırlığının nasıl değiştiği dışarıdan gözlemleyebildiğimiz şeylerdir.
Ancak klinik görüşmede yalnızca tabağa bakmayız.
Yeme davranışının kişi için ne anlama geldiğini de anlamaya çalışırız.
Bazı kişiler için yemek yoğun bir kaygı kaynağıdır. Bazıları için kontrolün somutlaştığı bir alandır. Bazılarında zorlayıcı duygularla baş etme davranışına dönüşebilir. Başka bir kişi için beden görünümü, kendi değerini ölçtüğü temel ölçütlerden biri hâline gelmiş olabilir.
Bu nedenle iki kişi benzer yeme davranışları gösterse bile bu davranışların psikolojik işlevleri birbirinden farklı olabilir.
Yeme bozukluklarının tek bir nedeni bulunmadığı da özellikle önemlidir. Genetik ve biyolojik yatkınlıkların yanı sıra psikolojik, davranışsal ve sosyal etkenler birlikte rol oynayabilir. “Ailesi yüzünden oldu”, “sosyal medya yaptı” veya “kontrolcü olduğu için geliştirdi” gibi tek nedenli açıklamalar bilimsel olarak yetersizdir.
Anoreksiya Nervoza Yalnızca Çok Az Yemek Değildir
Anoreksiya nervozada besin alımının ciddi biçimde kısıtlanması, kilo almaya yönelik yoğun korku ve beden ağırlığı ya da biçiminin değerlendirilmesinde belirgin güçlükler görülebilir.
Ancak anoreksiyayı yalnızca “zayıflamak istemek” şeklinde açıklamak kişinin yaşadığı psikolojik çatışmayı oldukça küçültür.
Bir noktadan sonra yemek ve beden üzerinde kurulan düzen, kişinin hayatındaki başka belirsizliklerin karşısında son derece güçlü bir kontrol alanına dönüşebilir.
“Bunu yiyebilirim.”
“Bunu yiyemem.”
“Şu kadar olmalıyım.”
“Bu sınırı aşmamalıyım.”
Kurallar çoğaldıkça hayat daralır.
Dışarıdan bakıldığında kişi yeme davranışını kontrol ediyor gibi görünürken, zamanla yeme davranışının kişinin yaşamını kontrol etmeye başlaması mümkündür.
Anoreksiya nervoza ciddi tıbbi sonuçlar doğurabilir ve yaşamı tehdit edebilir. Kalp-damar sistemi, kemikler, hormonlar ve diğer organ sistemleri etkilenebilir. Bu nedenle anoreksiya psikolojik yönü güçlü bir bozukluk olmakla birlikte tıbbi izlemin ihmal edilebileceği bir durum değildir.
Bulimiya Nervoza: Kontrol Kaybı ile Kontrolü Geri Alma Çabası Arasında
Bulimiya nervozada tekrarlayan tıkınırcasına yeme dönemlerini, alınan besini veya kilo alma ihtimalini telafi etmeye yönelik davranışlar takip eder.
Ancak burada da yalnızca yeme davranışına baktığımızda önemli bir psikolojik döngüyü kaçırabiliriz.
Kişi uzun süre kendisini kısıtlayabilir.
Ardından kontrolünü kaybettiğini hissettiği bir yeme dönemi yaşayabilir.
Sonrasında yoğun suçluluk, utanç veya kendine yönelik öfke ortaya çıkabilir.
Bu duygular telafi davranışlarını tetikler ve kişi yeniden daha katı kurallara yönelir.
Böylece başlangıçtaki kısıtlama, ilerleyen dönemde yeniden kontrol kaybını besleyebilir.
Ortaya çıkan şey basitçe “iradesizlik” değildir.
Tam tersine, çoğu zaman kontrolü giderek artırmaya çalışırken kontrol duygusunun daha da kırılgan hâle geldiği bir döngü söz konusudur.
Bulimiya nervozada kişinin beden ağırlığı dışarıdan bakıldığında beklenen aralıkta olabilir. Bu nedenle ciddi bir yeme bozukluğu yaşadığı uzun süre fark edilmeyebilir. Kusma veya başka telafi davranışları ise elektrolit dengesizlikleri ve kalp başta olmak üzere ciddi fiziksel komplikasyonlarla ilişkili olabilir.
Tıkınırcasına Yeme: “Kendimi Durduramadım” Cümlesinin Arkasında Ne Olabilir?
Tıkınırcasına yeme bozukluğunda kişi belirli dönemlerde olağan kabul edilenden fazla miktarda yiyeceği, yeme davranışı üzerindeki kontrolünü kaybettiği hissiyle tüketebilir.
Burada önemli olan yalnızca miktar değildir.
Kişinin “Durabileceğimi hissetmedim” deneyimi ve sonrasında ortaya çıkabilen yoğun sıkıntı, utanç veya suçluluk klinik açıdan önem taşır. Bulimiya nervozadan farklı olarak bu dönemleri düzenli telafi davranışları izlemez.
Tıkınırcasına yeme çoğu zaman dışarıdan çok kolay yorumlanır:
“Biraz iradeli olsa…”
“Canı sıkılınca yiyor.”
“Diyetine dikkat etse düzelir.”
Oysa yeme davranışını yalnızca irade üzerinden açıklamak son derece yetersizdir.
Bazı kişiler için yemek zorlayıcı duygulardan kısa süreliğine uzaklaşmanın bir yolu olabilir. Yoğun stres, yalnızlık, öfke veya boşluk hissinin ardından yeme davranışı geçici bir rahatlama sağlayabilir.
Ardından suçluluk gelir.
Kişi kendisini daha sert biçimde kısıtlamaya karar verir.
Bu kısıtlama yeni bir tıkınırcasına yeme döneminin koşullarını hazırlayabilir.
Bu nedenle tıkınırcasına yeme bozukluğunun psikolojik tedavisinde kilo vermek tedavinin kendisi olarak görülmez; düzenli beslenmenin oluşturulması, yeme davranışını sürdüren düşünce ve duyguların anlaşılması ve beden algısının ele alınması önem taşır. NICE, tedavi sırasında katı diyet girişimlerinin tıkınırcasına yemeyi tetikleyebileceğine özellikle dikkat çeker.
Her Yeme Bozukluğu Dışarıdan Fark Edilmez
Yeme bozuklukları hakkında en tehlikeli yanlış inanışlardan biri, kişinin hasta görünmesi gerektiğini düşünmektir.
Bir insanın bedenine bakarak yeme bozukluğu olup olmadığını anlayamayız.
Kişi düşük kiloda olmayabilir.
Kilo değişimi yaşamamış olabilir.
Çevresindeki insanlarla yemek yiyebilir.
Günlük yaşamını uzun süre sürdürebilir.
Buna rağmen yemek ve beden düşünceleri zihinsel yaşamının önemli bir kısmını kaplıyor olabilir.
Bu nedenle “Ama sen çok zayıf değilsin” gibi bir cümle rahatlatıcı olmaktan çok kişinin yaşadığı sorunun görülmediğini hissettirebilir.
Yeme bozuklukları farklı yaşlarda, cinsiyetlerde ve beden ölçülerinde görülebilir. Ayrıca anoreksiya, bulimiya ve tıkınırcasına yeme bozukluğunun dışında ARFID ve diğer belirtili yeme bozuklukları gibi başka klinik tablolar da bulunmaktadır.
Beden Algısı: Aynaya Bakmak ile Kendini Görmek Aynı Şey Değildir
Beden algısını yalnızca aynadaki görüntümüzü beğenip beğenmemek olarak düşünemeyiz.
Kişinin bedenine verdiği anlam, kendisini nasıl değerlendirdiğiyle yakından ilişkili olabilir.
Bazen tartıda görülen sayı yalnızca bir sayı değildir.
“Başarılıyım.”
“Kontrollüyüm.”
“Yetersizim.”
“İradem yok.”
“Beğenilmeye değerim.”
gibi çok daha geniş anlamların taşıyıcısına dönüşebilir.
Bu noktada kişinin bedenindeki küçük bir değişiklik ruh hâlini, sosyal davranışlarını ve kendisine yönelik değerlendirmesini orantısız ölçüde etkileyebilir.
Bir gün aynadaki görüntüsünden memnun olmak kendisini değerli hissettirirken, ertesi gün aynı bedenle kendisini yetersiz hissedebilir.
Sorun artık bedenin nasıl göründüğünden çok, kişinin kendi değerini beden üzerinden ne ölçüde ölçmeye başladığıdır.
Bedenimizi Neden Sürekli Dışarıdan İzliyoruz?
Günümüzde beden yalnızca yaşadığımız bir şey değil, aynı zamanda sürekli gördüğümüz bir görüntü hâline geldi.
Fotoğraf çekiyoruz, fotoğraflarda kendimize bakıyoruz, görüntülü görüşmelerde kendi yüzümüzü görüyoruz, sosyal medyada başka bedenlerle karşılaşıyoruz ve bazen farkında olmadan kendimizi sürekli dışarıdan değerlendirmeye başlıyoruz.
“Nasıl hissediyorum?” sorusunun önüne zamanla başka bir soru geçebilir:
“Nasıl görünüyorum?”
Bu değişim önemlidir.
Çünkü bedenle kurulan ilişki giderek içeriden deneyimlenen bir ilişkiden dışarıdan değerlendirilen bir ilişkiye dönüşebilir.
Susie Orbach'ın bedenin sürekli “yönetilmesi” gereken bir şeye dönüştüğü yönündeki eleştirisi tam da burada anlam kazanıyor. Beden, kişinin yaşadığı yer olmaktan çıkıp bitmeyen bir iyileştirme projesine dönüştüğünde, onunla barışık bir ilişki kurmak giderek zorlaşabilir.
“Sağlıklı Beslenme” Ne Zaman Sağlıksız Bir İlişkiye Dönüşür?
Yeme bozuklukları her zaman “kilo vermek istiyorum” cümlesiyle başlamaz.
Bazen kişi daha sağlıklı beslenmek istediğini söyler.
Başlangıçta makul görünen bazı tercihler zamanla katı kurallara dönüşebilir. Kişi giderek daha fazla yiyeceği “yasak” kategorisine alabilir, yemek içeren sosyal ortamlardan kaçınabilir veya kurallarını bozduğunda yoğun suçluluk yaşayabilir.
Burada önemli olan kişinin belirli bir yiyeceği tüketip tüketmemesinden çok esneklik kapasitesidir.
Bir yeme davranışı kişinin sosyal yaşamını daraltıyor, zihnini sürekli meşgul ediyor, ciddi kaygı yaratıyor veya kurallardan sapmak yoğun suçluluk ve korkuyla sonuçlanıyorsa davranışın işlevine daha yakından bakmak gerekir.
Sağlıklı davranışların yaşamı desteklemesi beklenir.
Hayatın tamamını yönetmeye başlaması değil.
Yeme Bozukluklarında Utanç Neden Bu Kadar Güçlüdür?
Yeme bozukluğu yaşayan kişiler yaşadıkları davranışları uzun süre gizleyebilirler.
Çünkü yemek son derece gündelik bir şeydir.
Herkes yer.
Bu nedenle kişi “İnsanların yaptığı bu kadar doğal bir şeyi ben neden bu kadar zorlaştırıyorum?” diye düşünerek kendisini yargılayabilir.
Tıkınırcasına yeme gizlenebilir.
Telafi davranışları saklanabilir.
Yemek yenmiş gibi gösterilebilir.
Bedenle ilgili düşünceler kimseyle paylaşılmayabilir.
Utanç arttıkça gizleme davranışı, gizleme arttıkça yalnızlık güçlenebilir.
Bu nedenle terapötik ilişkide önemli noktalardan biri, kişinin yeme davranışını ahlaki bir başarısızlık gibi değerlendirmeden konuşabileceği bir alan oluşturabilmektir.
“İyi beslendim.”
“Kötü beslendim.”
“Kaçırdım.”
“Bozdum.”
“Hak ettim.”
gibi ifadeler yemekle kurduğumuz ilişkinin zaman zaman ne kadar ahlaki bir dile dönüşebildiğini gösterir.
Oysa yemek bir karakter testi değildir.
Yeme Bozukluğu Bir Seçim Değildir
Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekiyor.
Yeme bozuklukları kişinin dikkat çekmek, zayıf olmak veya çevresini zorlamak için bilinçli olarak seçtiği davranışlar değildir.
Biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birbiriyle etkileştiği ciddi ruhsal bozukluklardır.
Bu, kişinin iyileşme sürecinde hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez.
Ancak “İstersen yersin”, “Kendini tutarsan yemezsin” veya “Biraz normal davran” gibi cümlelerin neden problemi çözmediğini açıklar.
Kişinin yeme davranışı çoğu zaman çok daha geniş bir psikolojik sistemin parçasıdır.
Psikoterapide Yeme Bozukluklarıyla Nasıl Çalışılır?
Yeme bozukluklarının tedavisi tek tip değildir.
Bozukluğun türü, kişinin yaşı, fiziksel sağlık durumu, belirtilerin şiddeti ve eşlik eden psikolojik güçlükler tedavinin planlanmasında önemlidir.
Yeme bozukluğuna odaklanan bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış psikoterapiler farklı yeme bozukluklarında kullanılmaktadır. Çocuk ve ergenlerde bazı durumlarda aile temelli yaklaşımlar önemli bir yere sahiptir.
Ancak psikoterapi yalnızca “doğru beslenmeyi öğretmek” değildir.
Kişinin yemek ve beden hakkındaki katı düşüncelerini, benlik değerini hangi ölçütlere bağladığını, zorlayıcı duygular karşısında yeme davranışının nasıl bir işlev üstlendiğini ve ilişkilerinde yaşadığı güçlükleri anlamak terapötik çalışmanın parçaları olabilir.
İyileşme yalnızca belirli bir yiyeceği yeniden yiyebilmekle de ölçülmez.
Yemeğin günün merkezinden çekilmesi, kişinin bedenini sürekli kontrol etmek zorunda hissetmemesi, sosyal yaşamının genişlemesi ve kendi değerini tartıdaki bir sayının belirlemediğini giderek daha fazla deneyimleyebilmesi de iyileşmenin önemli taraflarıdır.
Neden Tek Bir Uzman Yetmeyebilir?
Yeme bozukluklarının hem psikolojik hem de fiziksel sonuçları olabilir.
Bu nedenle özellikle orta ve ağır tablolarda psikoterapi, psikiyatri, hekim takibi ve yeme bozuklukları konusunda deneyimli beslenme uzmanlarının koordinasyonu gerekebilir.
NICE, yeme bozukluklarında fiziksel sağlık, ruhsal durum, beslenme ve risklerin birlikte değerlendirilmesini; gerektiğinde multidisipliner bakım verilmesini önermektedir.
Burada özellikle anoreksiya nervozada “önce psikolojik nedenleri çözelim, sonra beslenme düzelir” şeklindeki yaklaşım tehlikeli olabilir.
Yetersiz beslenmenin kendisi düşünme, duygu düzenleme ve fiziksel sağlık üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Fiziksel güvenliğin sağlanması tedavinin temel parçalarından biridir.
Yakınlarımızda Bir Yeme Bozukluğu Olduğunu Düşünüyorsak
Yakınındaki birinin yeme davranışının değiştiğini gören kişi çoğu zaman doğrudan yemeğe müdahale etmeye çalışır.
“Biraz daha ye.”
“Bunu yersen bir şey olmaz.”
“Zaten çok zayıfsın.”
“Bu kadar yememelisin.”
Ancak beden ve yemek hakkında yapılan yorumlar, iyi niyetli olsalar bile kişinin yaşadığı çatışmayı daha da yoğunlaştırabilir.
Daha yararlı olan, gözlenen değişimi yargılamadan ifade etmek ve kişinin genel olarak nasıl olduğunu merak etmektir.
Konu yalnızca tabağındaki yemek değildir.
Kişinin giderek sosyal ortamlardan uzaklaşması, yemek sonrasında yoğun kaygı yaşaması, bedenini sürekli kontrol etmesi veya günlük yaşamının yemek ve kilo düşünceleri etrafında daralması da dikkate alınmalıdır.
Erken değerlendirme önemlidir. Yeme bozukluklarında erken fark edilme ve uygun tedaviye erişim iyileşme açısından önem taşır.
Ne Zaman Profesyonel Yardım Almak Gerekir?
Yemek ve bedenle ilgili düşünceler kişinin gününün önemli bir bölümünü kaplamaya başlamışsa, yeme davranışı giderek katılaşmışsa, kontrol kaybıyla yeme dönemleri veya telafi davranışları ortaya çıkıyorsa profesyonel değerlendirme almak önemlidir.
Fiziksel belirtiler söz konusu olduğunda değerlendirme ertelenmemelidir.
Bayılma, belirgin güçsüzlük, ciddi sıvı kaybı, kalp ritmiyle ilişkili belirtiler veya beslenmenin ciddi ölçüde bozulduğu durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebilir. Yeme bozuklukları bazı durumlarda yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.
Kişinin kendisine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri bulunuyorsa da durum acil olarak ele alınmalıdır.
Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner’den Not
Yeme bozukluklarıyla ilgili üzerinde özellikle durduğum noktalardan biri, kişinin yaşadığı mücadeleyi yalnızca yemek üzerinden anlamaya çalışmamaktır.
Çünkü bazen yemek, hikâyenin görünen kısmıdır.
Altında kendine yönelik çok sert bir değerlendirme, kontrolü kaybetmeye ilişkin yoğun bir korku, değersizlik duygusu, mükemmeliyetçilik veya zorlayıcı duygularla baş etmekte yaşanan güçlük bulunabilir.
Bu nedenle “Neden böyle yiyorsun?” sorusu her zaman yeterli değildir.
Ben daha çok şunu merak ederim:
“Yemek ve beden hayatınızda ne zaman bu kadar büyük bir yer kaplamaya başladı?”
Bir insan sabah uyandığında ilk olarak bedenini düşünüyorsa, yemek yedikten sonra uzun süre kendisini suçluyorsa, bir daveti menü nedeniyle reddediyorsa veya tartıdaki bir rakam bütün gününün nasıl geçeceğini belirliyorsa mesele artık yalnızca beslenme değildir.
Hayat giderek küçülmeye başlamıştır.
İyileşmeyi de bu nedenle yalnızca “normal yemek yemek” şeklinde düşünmüyorum.
İyileşme bazen bir masaya oturup zihninizin bütün öğün boyunca size ne yediğinizi anlatmamasıdır.
Bazen bir fotoğrafa baktığınızda ilk dikkatinizin bedeninizde olmamasıdır.
Bazen sevdiğiniz insanlarla geçirilen bir akşamın sonunda aklınızda kalan şeyin ne yediğiniz değil, ne konuştuğunuz olmasıdır.
Ve belki en önemlisi, kişinin kendi değerini bedeninin biçiminden veya yemek üzerindeki kontrolünden ayırmaya başlayabilmesidir.
Çünkü insanın kapladığı alan ile hayatta sahip olduğu değer aynı şey değildir.
Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner
Bilgilendirme Notu
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan açıklamalar tıbbi veya psikiyatrik tanı, kişiye özel klinik değerlendirme, beslenme planı ya da tedavi önerisi niteliğinde değildir ve ilgili sağlık profesyonelleri tarafından yapılacak değerlendirmelerin yerini tutmaz.
Kendinizde burada anlatılan bazı davranışları veya düşünceleri gözlemlemeniz tek başına bir yeme bozukluğu tanısı aldığınız anlamına gelmez. Yeme bozukluklarının değerlendirilmesinde kişinin psikolojik durumu, yeme davranışları ve fiziksel sağlığı birlikte ele alınmalıdır.
Yeme davranışınızın veya kilo kontrolüne yönelik davranışların fiziksel sağlığınızı etkilediğini düşünüyorsanız değerlendirmeyi ertelememeniz önemlidir. Bayılma, ciddi güçsüzlük, kalp ritmiyle ilgili belirtiler, ciddi beslenme veya sıvı alımı sorunu, kendine zarar verme ya da intihar düşünceleri gibi acil durumlarda beklemeden profesyonel yardım alın.